|
HAYATI (Nişabur-1044/Nişabur-1136)İranlı bilgin ve şair. Eldeki yapıtlardan ve bu arada özellikle onun hayatını anlatan kitaplardan mantık, felsefe, matematik ve astronomi konularında araştırmalar yaptıgı ve bu alanlarda düzenli bir ögrenim görmüş oldugu anlaşılan Hayyam'ın gençlik yılları hakkında ayrıntılı bilgi yoktur."Çadırcı" anlamına gelen Hayyam takma adını, atalarının çadırcı olmasından dolayı aldıgı söylenir.
Ömer Hayyam,yaşadıgı çagda daha çok bir bilgin olarak ün salmıştı. İran'nın selçuklular yönetiminde oldugu dönemde yetişmiş olan büyük şair, Belh, Buhara, Merv gibi Horasan ülkesinin büyük bilim merkezlerini gezdi; bir ara da Bagdat'a gitti. Başta Selçuklu sultanı Melikşah olmak üzere zamanının hükümdarlarından büyük yakınlık gören Hayyam, ünlü devlet adamı Nizamülmülk ve ünlü tarikat kurucusu Hassan Sabbah'la okul arkadaşıydı.
Hayyam'ın fizik,metafizik,matematik, astronomi ve şiir alanlarında çeşitli yapıtları vardır. Bunları arasında hayranı oldugu İbni Sina'nın " Temcid - Yücelme- " adlı yapıtının çeviriside yer alır. Ama Hayyam'ın edebiyat tarihindeki yerini saglayan ve çagımızda geçmişin en büyük şairlerinden anılmasına yol açan "Rubaiyat-Dörtlükler"dir. Sayısı ikiyüzü bulan bu dörtlüklerde Hayyam yumuşak ve akıcı bir dille ve son derece gerçekçi bir uslupla,yaşadıklarını gördüklerini, çevresinden ve zamanın gidişinden edindigi izlenimleri hiç bir yapmacıklıga kapılmaksızın,oldugu gibi dile getirmektedir.
Büyük şaire göre gerçek olan,yaşanandır;dünyanın ötesinde ikinci bir dünya yoktur; insan, yaşadıgı sürece gerçektir;en şaşmaz ölçü, iman degil, akıl ve sagduyudur; insan, aklıyla vardır; dolaysıylada en iyi ölçü, en şaşmaz klavuz akıldır ve gerçege ancak akıl yolu ile varılabilir. Hayyam'ın şiirinde çagının haksızlıkları,madrabazlıkları ve saçmalıkları ince, alaycı, igneleyici bir dille yerilir. Dörtlük'lerinin konusu; aşk, şarap, dünya, insan hayatı, yaşama sevinci, içinde bulundugumuz geçici dünyanın tadını çıkarma gibi insanla sıkı baglantılı olan gerçek eylem ve davranışlardır.
Şiirlerinde işledigi konulara çogu zaman felsefi, bilgece bir açıdan bakar Hayyam; Aşk, sevinç, hayatın tadını çıkarma ona göre vazgeçilmez şeylerdir; insan hayatının ana dokusu bunlarla örülüdür. Hayyamın çogu dörtlüklerinde filozofça derin bir sezgi, sınırsız bir hümanizm ve gösterişten, aşırılıktan uzak bir hayat anlayışı görülür.
RUBAİLERİNDEN SEÇMELER Yaşamın sırlarını bileydin Ölümün sırlarınıda çözerdin; Bugün aklın var, bir şey bildiğin yok: Yarın ,akılsız ,neyi bileceksin
Varlığın sırları saklı, benden; Bir düğüm ki ne sen çözebilirsin, ne ben Bizimki perde arkasında dedikodu Bir indi mi perde, ne sen kalırsın, ne ben
Gönlün temiz mi hocam, kanıtın var mı? Gösterişten başka bir anıtın var mı? Hırkan, seccaden tamam, yarın sorunca; Allaha vermek için yanıtın var mı? Bir sır daha var çözdüklerimizden başka Bir ışık daha var,bu ışıklardan başka Hiçbir yaptığınla yetinme geç öteye Bir şey daha var bütün yapıtlardan başka
Ey zaman, bilmez misin ettiğin kötülükleri? Sana düşer azapların, tövbelerin beteri. Alçakları besler, yoksulları ezer durursun: Ya bunak bir ihtiyarsın, ya da eşeğin biri.
Her sabah yeni bir gün doğarken, Bir gün de eksilir ömürden; Her şafak bir hırsız gibidir Elinde bir fenerle gelen.
Dünya dediğin bir bakışımızdır bizim; Ceyhun nehri kanlı göz yaşımızdır bizim; Cehennem, boşuna dert çektiğimiz günler, Cennetse gün ettiğimiz günlerdir bizim
Var mı dünyada günah işlemeyen söyle: Yaşanır mı hiç günah işlemeden söyle; Bana kötü deyip kötülük edeceksen, Yüce Tanrı, ne farkın kalır benden, söyle
İnsan bastığı toprağı hor görmemeli: Kim bilir hangi güzeldir, hangi sevgili duvara koyduğun kerpiç yok mu, kerpiç? Ya bir Şah kafasıdır, ya bir vezir eli!
Yel eser, umutlar savrulur gider; Sensiz, bensiz kalır bağlar bahçeler; Altın gümüş nen varsa harcamaya bak! Ölür gidersin, düşmanın gelir yer.
Dünyada akla değer veren yok madem, Aklı az olanın parası çok madem, Getir şu şarabı, alsın aklımızı: Belki böyle beğenir bizi el alem!
Kim senin yasalarını çiğnemedi ki söyle Günahsız bir ömrün tadı ne ki söyle Yaptığım kötülüğü, kötülükle ödersen sen Sen ile ben aramızda ne fark kalır ki söyle Niceleri gelip neler istediler Sonunda bu dünyadan çekip gittiler Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi ? O gidenler de hep senin gibiydiler....
Ey özünün sırlarına akıl ermeyen; Suçumuza duamıza önem vermeyen; Günahtan sarhoşum ama dilekten ayık; Umudumu rahmetine bağlamışım ben. Büyükse de isyanım, kötülüklerim, Yüce Tanrı’dan umut kesmiş değilim; Bugün sarhoş ve harap olsam da yarın Rahmete kavuşur elbet kemiklerim.
Rahmetin var, günah işlemekten korkmam; Azığım senden, yolda çaresiz kalmam; Mahşerde lütfunla ak pak olursa yüzüm Defterim kara yazılmış olsun aldırmam. Yaşamanın sırlarını bileydin Ölümün sırlarını da çözerdin; Bugün aklın var, bir şey bildiğin yok; Yarın, akılsız, neyi bileceksin?
İçin temiz olmadıktan sonra Hacı, hoca olmuşsun kaç para! Hırka, tespih, post, seccade güzel; Ama Tanrı kanar mı bunlara? Felek ne cömert aşağılık insanlara! Han hamam, dolap değirmen hep onlara. Kendini satmayan adama ekmek yok; Sen gel de yuh çekme böylesi dünyaya! Ovada her kızıl lalenin teni, Bir padişahın kanıyla beslendi. Yerden biten şu mor menekşe yok mu? Bir güzelin yanağındaki bendi.
Mal mülk düşkünleri rahat yüzü görmezler, Bin bir derde düşer canlarından bezerler. Öyleyken ne tuhaftır yine de övünür, Onlar gibi olmayana adam demezler.
Beni özene bezene yaratan kim? Sen! Ne yapacağımı da yazmışın önceden. Demek günah işleten de sensin bana; Öyleyse nedir o cennet cehennem? İnsan bastığı toprağı hor görmemeli; Kim bilir hangi güzeldir, hangi sevgili. Duvara koyduğun kerpiç yok mu, kerpiç?
Ya bir şah kafasıdır, ya bir vezir eli!
Hak er geç cimrilerin hakkından gelir; Cehennem ateşleri onlar içindir. Ne der dili inciler saçan Muhammet; Cömert gâvur cimri Müslümandan yeğdir.
Sevgili, seninle ben pergel gibiyiz; İki başımız var, bir tek bedenimiz. Ne kadar dönersem döneyim çevrende; Er geç baş başa verecek değimliyiz? Biz gerçekten bir kukla sahnesindeyiz; Kuklacı felek usta, kuklalar da biz. Oyuna çıkıyoruz birer, ikişer; Bittimi oyun sandıktayız hepimiz.
Dedim: artık bilgiden yana eksiğim yok; Şu dünyanın sırrına ermişim az çok. Derken aklım geldi başıma, bir de baktım; Ömrüm gelip geçmiş bir şey bildiğim yok.
Cennette huriler varmış, kara gözlü; İçkinin de ordaymış en güzeli. Desene biz çoktan cennetlik olmuşuz; Bak, bir yanda şarap bir yanda sevgili.
Sen sofusun hep dinden dem vurursun; Bana da sapık, dinsiz der durursun. Peki, ben ne görünüyorsam oyum; Ya sen? Ne görünüyorsan o musun?
Ey kör! Bu yer, bu gök, bu yıldızlar boştur boş! Bırak onu bunu da gönlünü hoş tut hoş! Şu durmadan kurulup dağılan evrende Bir nefes alacağın, o da boştur boş!
Leyla isteyen kişi Mecnun olmalı; Kendinden de, dünyasından da geçmeli. Sevenlerin sofrasına çağrılınca Ben körüm, ben dilsizim demeli. Elimde olsa dünyayı küçümserdim; İyisine de kötüsüne de yuh çekerdim; Daha doğrusu bu aşağılık yere Ne gelirdim, ne yaşardım, ne ölürdüm. Sarhoş oldum mu aklım azalır, Ayıldım mı sevincim dağılır. Ne sarhoş ne ayık bir hal var ya? En güzeli öyle yaşamaktır. Bin bir tuzak kurarsın yolum üstüne Adım atma yakarım dersin bir de Bir zerre var mı dünyada yönetmediğin? Neden asi dersin kendi yürüttüğüne Bilmem, tanrım, beni yaratırken neydi niyetin, Bana cenneti mi cehennemi mi nasip ettin; Bir kadeh, bir güzel, bir çalgı bir de yeşil çimen Bunlar benim olsun, veresiye cennet de senin Feleğin eğerlenip dizginlediği gün Göklerin yıldızlarla donatıldığı gün Bize bu nasibi verdi kader divanı Biz yoktuk kusur paylarımız dağıldığı gün. Senden, benden önce kadın, erkek, niceleri Şenlendirip süslediler dünya denen yeri Senin tenin de toprağa karışacak yarın Senden beslenecek nice insan bedenleri Bu dünyaya kendi isteğimle gelmedim ben; Şaşkınlıktan başka şeyim artmadı yaşarken. Kendi isteğimle de gidiyor değilim şimdi, Niye geldik kaldık, niye gidiyoruz bilmeden. Olanların olacağı belliydi çoktan; İyiyi kötüyü yazmış kaderi yazan; Ta başta gereği düşünülmüş her şeyin; Neden boşuna uğraşır, dertlenir insan. Bize şarap ve sevgili, size cami kilise; Sizler cennetliksiniz, cehennemliğiz bizlerse; Kader böyleymiş neylersin, kimsenin suçu yok; Kim ne karışır ezel nakkaşının işine? Benim varlığım senin yaptığın bir nakış; Türlü garip renklerini hep senden almış; Kendimi düzeltmeğe nasıl varsın elim: Senden güzelini yapmak bana mı kalmış. Yetmiş iki ayrı millet, bir o kadar da din! Tek kaygı seni sevmek benim milletimin; Kâfirlik Müslümanlık neymiş, sevap günah ne? Maksat sensin, araya dolambaçlar girmesin. Akılla bir konuşmam oldu dün gece; Sana soracaklarım var, dedim; Sen ki her bilginin temelisin, Bana yol göstermelisin. Yaşamaktan bezdim, ne yapsam? Birkaç yıl daha katlan, dedi. Nedir; dedim bu yaşamak? Bir düş, dedi; birkaç görüntü. Evi barkı olmak nedir? dedim; Biraz keyfetmek için Yıllar yılı dert çekmek, dedi. Bu zorbalar ne biçim adamlar? dedim; Kurt, köpek, çakal, makal, dedi. Ne dersin bu adamlara, dedim; Yüreksizler, kafasızlar, soysuzlar, dedi. Benim bu deli gönlüm, dedim; Ne zaman akıllanacak? Biraz daha kulağı burkulunca, dedi. Hayyam' ın bu sözlerine ne dersin, dedim; Dizmiş alt alta sözleri, Hoşbeş etmiş derim, dedi.
10:34 - 7/5/2009 - {yok} -
|